11 January 2013
Reference: Liza Maza, IWA Chairperson
The International Women’s Alliance (IWA) highly condemns the brutal premeditated murder of three Kurdish women activists yesterday in Paris. Sakine Cansiz, co-founder of the Kurdish Workers Party (PKK); Fidan Dogan, Kurdistan National Congress representative; and young Kurdish activist Leyla Soylemez, were all shot in the head the early morning of January 10 at the Kurdish Information Center, in Paris, France.
The three women had been actively and courageously involved in the struggle for peace, freedom, democracy and self-determination of the Kurdish people for years. IWA calls on the government of France to conduct an immediate and thorough investigation into their political assassination, and to ensure the quick delivery of justice to the three victims.
For years, the people of Kurdistan have been struggling for liberation and self-determination. The Kurdish people experience denial and violation of their most fundamental rights including the right to speak their own language and their way of life, most especially in Turkey, where they are subjected to political repression and persecution.
IWA reiterates its support to the Kurdish people and their struggle for peace, freedom, democracy and self-determination and calls on its members and allies to condemn the murder of Cansiz, Dogan and Soylemez, as well as the continued political repression and persecution of the Kurdish people. #
Reblogged this on Misskinx's Blog and commented:
“The International Women’s Alliance (IWA) highly condemns the brutal premeditated murder of three Kurdish women activists yesterday in Paris. Sakine Cansiz, co-founder of the Kurdish Workers Party (PKK); Fidan Dogan, Kurdistan National Congress representative; and young Kurdish activist Leyla Soylemez, were all shot in the head the early morning of January 10 at the Kurdish Information Center, in Paris, France.”
12 SENELİK AKP REJİMİ VE ONBİNLERCE KATİLİ MEÇHUL İNSAN MİRASI!
AKP rejimi altında Türk olmayan, Müslüman olmayan aydınlara ve başka dinlerden olanlara karşı işlenen cinayetlerin hasır altı edilmesine göz yumulmaya devam ediliniyor.
Sözde demokratik, sivil anayasa girişimi yozlaştırılıp türban, cami ve yeşil din ordusu kurma özgürlüğüne indirgendi. İçerde ve dışarda onca fırtına koparan, düşünce özgürlüğünün önünde bir dikene dönüşmüş yasaları kaldırmaya yanaşamıyor AKP.
Tarihinde ilk defa kavuştuğu Nobel ödülünü kazanmayı kutlama yerine, yas tutmayı yeğleyen böyle kültürsüz bir rejim dünyada görülmemiştir. Kötü bir paradoks bu! Uluslararası nobel ödülü ile övüneceğine, Çamlıca tepesine dikilecek beton yığını ile övündürülecek yığınlarla ortaçağ karanlığını arayan rejimin demokratlığına kim inanır?
Bu anlayışla ne demokrasi kazanılır, ne Kürt sorunu çözülebilinir, ne de hükümetin ve parlamentonun saygınlığı korunur. Mesele bu ülkede geçerli sistemin demokrasi değil, ırkçı dinci totaliter bir sistem olduğunu görüp itiraf etmemek mümkün değildir. Nobel ödülü kazanan yazarın Türk Müslüman olmadığı ima ediliyor, özel harpçilerin tehditleri karşısında can güvenliğini kaybediyor ve her zamanki gibi kurtuluşu Türkiye’den kaçmakta buluyor. Erdoğan istemediğini ayak üstü ekarte edip ve beğendiğini de saat hesabı ile istediği yere getiriyor. Böyle bir operasyon gücüne sadece askeri cuntalarda, Stalin, Hitler ve Musolini rejimlerinde rastlanabiliniyor.
Eğer demokrasi kazanılacaksa önce bu sistemin kökü olan anayasanın değişmesi gerekir. Kürtlerle alınıp verilecek bütün şeyler, demokratik hukuk çerçevesinde resmi komisyonların plan ve projeleri ile, dürüst yollarla, karşılıklı imzalı belgelerle sağlanmalıdır…Aşiret tarikat cemaat kafası ile Kürtler’i imzasız, belgesiz karanlık maceralara sürükleyen AKP’nin böyle bir derdi yok. İki Mafya reisinin işgüzarlığını anımsatan şimdiki yabanilikle, bölge halkı ile alay edildiği, Kürtlerin normal birer insan yerine bile konulmayarak, yeryüzünde bütün toplumlar için geçerli yöntem ve metotların onlara fazla görüldüğü, zaman kazanılarak bölgede bellirli politik hedeflere varılmak istendiği ispatlanıyor. Amaç yine herzamanki gibi Kürtler’in birleşmelerini engellemek ve Suriye Kürtlerini kontrol altına alarak petrol alanlarına yayılmaktır. Kürtler’e otonomi vaya başka türden bir statü verilecekse, AKP, hükümet olarak önce, Kürtlerin normal insanlar olduğunu belirten yasalar çıkarmalı, köy koruyucularını ve diğer terör örgütlerini fesh etmelidir. Kürtler’i iç- dış düşman diye lanse eden devlet doktirini açıkça terkedilerek, Tarih kitapları yeniden yazılmalı ve bu coğrafyanın bütün eski adları serbest bırakılmalıdır. Son dönemde ortalıkta boy gösteren, ‘sivil’ dinci ırkçı örgütler kuran, kahramanlık hikayelerini temcit pilavı gibi ısıtıp ısıtıp topluma sunan, her tarafa akıl veren ve pervasız bir cürete sahip tarikat ve aşiretlerin kurdukaları paramiliter örgütlerin kanlı serüvenleri ortalıkta duruyorken, yeniden din adamları denilen eşkiya sürülerini ortaya sürmekle soruna çözüm bulunamaz. Ve asıl bu noktada bir yargılama ve hesaplaşma gerekiyor. Mevcut haliyle bu dava iktidar kavgalarının bir parçası olmaktan başka bir anlama gelmiyor.
Kürtler Lozan’dan daha ileri gitmiyor!
Lozan antlaşması ile adları bile yasaklanan Kürtler’e yamanan ve şimdilerde ”İslam bayrağı altında birleşelim” diye fetva veren A. Öcalan’ı Kürtlerin tek lideri diye lanse eden AKP rejimi, Kürtler’i din ordusu yoluyla hakimiyet altında tutmayı esas alıyor. Abdülhamit’in Hamidiye alaylarına benzer bir örgütlemeyi kabul eden PKK´nin Türk istihbaratı tarafindan yönetildigi de artık kör gözlerden kaçmıyor. 1908-1909’dan sonra Abdülhamit tahtı kaybedince, adına kurduğu “Hamidiye Alayları”, Süvari Birlikleri’ne çevrildi. 1915 Ermeni soykırımında bu süvari birliklerinin bir kısmı çok çirkin bir şekilde kullanıldı ve sonrasında ise resmi Kemalist orduya katıldılar. Koçgiri, Palu- Genç, Dersim, Piran, Zilan vs. katliamları Ermeni, Süryani, Pontus soykırımlarından ayrı olarak ele almak yanlış olur. Bu anlamda şimdiki devletin şekillenişini, Osmanlı ve TC’nin Kürtlere karşı izlediği politikada Hamidiye Alayları olayını kavramak, şimdi içine girilen ihanet sürecini anlamakta önem kazanmaktadır.
Kürtler 1919 larda içine düştükleri ihanetin tekrarını yaşama tehlikesi ile karşı karşıyalar!
M. Kemal, o dönemde Kürtler’i kendi safına çekebilmek için İslam temasını kullanmıştı, ”bütün Müslümanların birliği, Osmanlı halifeliğinin kafirlere karşı korunması”, taktiği tutmuş ve Kürtler kandırılarak tarihlerindeki en büyük tuzağa düşürülmüşlerdi. Savaş kazanıldıktan sonra devam eden jenosit uygulamaları, ad,dil ve kültürlerinin tümden yasaklanması ise dünyanın ender bir kara lekesi olarak karşımızda durmaya devam ediyor.
”İslam bayrağı altında birleşelim” diye hortlayan PKK şefi, varlığı inkar edilen, jenosit politikaları canlı ve uzun sürece yayılan, asimilasyon gibi insanlık suçu ile eritilmek istenen bir halka, “sınıf ideolojisi”, bu tutmayınca, bu defa da İslami din aidiyeti diyerek Kürtleri zafiyete uğratmaya çalışıyor.
40 000 civarında Kürdü öldürttüp, milyonlarcasını Batı metropollerine sürerek, 4 000 civarında yerleşim birimini haritadan silip, akabinde sindirilmiş bu topluma, ”çözüm” adı altında esirlik durumunu sürüdürmeyi dayatmak, Kürtler açısından utanç vericidir. Hamidiye alayları bölge coğrafyasında gelmiş geçmiş en zalim güçlerden biridir. Ermeni, Alevi, Pontus, Suryani ve diğer azınlıkların haritadan silinmesi için başlatılan sürecin ilk figüranlarıdırlar. Sunni – Şafi Türk – Kürt sentezi temelinde, Sultan’a bağlı kurulan bu alaylar son dönemlerinde dünyanın en gaddar soykırımlarına da imzalarını atmaktan geri kalmadılar.
Yakındoğu’yu “büyük Türk yurdu” haline getirmeyi tasarlayan siyasi proje, Rum, Ermeni, Pontus, Laz, Kürt, Êzdi, Alevi vs. soykırımları neticesinde başarıya ulaşmıştır. Tüm Yakındoğu ülkelerini “Anavatan”ı ve “Misakı Milli” olarak sayıp, haritadan çıkarmış, kendisini de Ortadoğu’ya dahil ederek gözünü Uzak Asya’daki Çin Sedi’nden Adriyatik’e kadar olan coğrafyanın hakimi olmayı yeniden planlıyorlar. Hamaset siyasetinde başarılı olan Türk Sunni liderleri şimdiye kadar savaşsız bir şekilde “zaferler”ini kutladılar. Bu coğrafyanın hakiki yerlileri olan mazlum halkların başarıyla yokedilmesi, aynı türden politikaların şimdilerde yeniden tekrarlanmasını beraberinde getiriyor.
PKK’ yi bölgede polis gücü yapmayı öngören bu türden Hamidiye alayları benzeri, Erdoğan alaylarını kurmayı hedefleyen sürecin Kürtler’in hakları ile bir alakası yoktur. Hamidiye alayları zamanında Kürtler bir şey kazanmadı, tarihsel olarak sadece kaybettiler: ticaret yaptıkları, beraber çalıştıkları ve kendilerine kendi adları seslenen komşularını da kaybettiler, dillerini kültürlerini kaybettiler. Lozan ile birer mezarlığa çevrilen bu alanda, eski Hamidiye aşiret reislerinin yerine, modernize edilmiş, ”R. T. Erdoğan’ın başkanlık sistemini kabule hazırız”, diyerek Kürtler adına konuşturulan Öcalan kliğinin önderliğinde hareket edecek Erdoğan alaylarının kuruluşuna yönelme süreci, Kürtler’e Lozan’da dayatılan yok olmak sürecinin devamını öngörmektedir.
Bu süreçte ortaya çıkan toplumsal etkiler, Türkiye’nin üzerine kurulduğu temelleri sağlamaya yöneliktir. Bu etkinin Kürt Sorununu çözeceğini sananlar yanılıyor. Çağdışı bir kültür ve mentalite ile bu sorun çözülemez. Bu etki ve adaletsizlikle kurulan siyasi ortaklıklar da muhtemelen tutmayacaktır.
Yeni türden Hamidiye alayları istemiyoruz.
Çamlıca’ya ve Taksim’e cami istemiyoruz!
İmza için buraya klikleyiniz
https://www.change.org/petitions/%C3%A7aml%C4%B1ca-tepesi-ne-30mart-ta-kazma-vurman%C4%B1za-r%C4%B1zam%C4%B1z-yok-bu-sizi-ilgilendirmiyor-mu-camlica?utm_campaign=autopublish&utm_medium=facebook&utm_source=share_petition
Sevgi ve Saygılarla
Entegrasyon Komitesi İsviçre- Vevey
Esin Duran,
Selda Suner,
N. Gök,
Bedri Engin,
Sevda Suner
Sezer Aşkın,
Salih Demir
A. Demir
Melahat Baykara,
Uğur Demir
Ismail B. Cenk,
Tekin Balkic
Selma Altuntaş,
Filiz Serin,
Nedim Serin,
Vedat Koçak,
Salih Birdal,
Mustafa Gur,
Hasan Zafer
Bahar Ünsal
Osman Bahar
Ayse bahar
Metin Maslak
H. Maslak
Dilek Solak
zeynep içkaya
Sevda maslak
Sercan Gezmiş
Aynur Balkaya
İpek Doğan
Nazım Doğan
Murat Doğan
esin erkan
Beyhan erdem
n. erdem
İsmail Deniz
Ayten BARAK
Ugur Birdal
Ahmet Tan
Yıldırım Kongar
Selma Kongar
Birol Aytekin
Hatice Gül
Ibrahim Erkin
Kemal erdem
Rıza Akdemir
Mehmet Coskun
Hüseyin demir
fethi killi
Yeliz Ender
Mustafa Ender
Ugur Basak
Kemal Dektaş
Ayten Ilkdal
Nuri Aktanır
Metin Koc
Sevgi Ender
Burhan Kulakçı
Oğuz Duran
Burcu Kanter
Aysel kanter
Erol kanter
Layla SOLGUN
Orkun Keskin
T. Vural
Oğuz şen
Nur Şen
Ismail çaykara
Burhan Orkal
D. Kahan
Seher Yıldız
Esra akkaya
Mehmet Uzan
Yeliz IŞIK
Seyhan İlknur
Osman Çekiç
esma yıldız
Murat Çetindal
Ali OkyarMusa Tekin
Aslı Birdal
Nazmi Doğan
İnci Gür
L. Okar
Mustafa Karkaya
Omer Aytac
Mürsel Bozkır
Zeynep Şengül
Gülcan Iğsız
Murat Nidar
şemsi Kaya
Ayten Ekşi,
Eda leman
nermin ışıl
D. Polat
Kadir Erdem
Serdar OKTAY
Mehmet Özdemir
Mustafa Erkan
Nuri AKTAS
Emine AKTAS
O. Kadir Ergun
Metin Kurca
Sedat Isiklar
Filiz Bag
Kadir Baskale
Sevim Varlik
Hasan Mesut Akkaya
Necmi Guler
Erhan Isguz
Meral Okur
Bilge Okyaz.
Kemal Koç
L. Mirakoğlu
Oktay Kızılcık
Mehmet Yavuzgil
Erdal Polat
Hüsnü oktay
Ahmet tekin.
Semra Kaya
Mustafa Çiçek
Kayhan Göçkaya
Erdal Solgun
Mehmet Solgun
Esra Solgun
N. Altik
Oguz Karakış
Leyla Mert
Işık mert
D. Öksüz
Erdem Yılmaz
Ayse Eltan
S. Guner
M. Deniz Ok
Mehmet İnce
Huseyin Cinar
Meltem Cinar
Berk Cinar
L. Demirkaya
Huseyin Çilek
Ayten Irmak
D. Okdere
Ali Uskan
Berdan Temiz.
H. Baskale
Murat Gülay
Esra Gülay
Mustafa Akyol
A. jale Kol
M. Kol
Tamer Oktay
Aslan Burukoglu
I. Demir
Nurettin Akdal
Uzan Kara
ASKERİ ŞURA YAKLAŞIRKEN…
R.T. ERDOĞAN’IN VESAYET REJİMİNDE YEDİRME(ME) HALET-İ RUHİYESİ!
Mezhep, cemaat, tarikat, kabile ve zümre piskolojisine seslenerek, “seni marjinal gruplara yedirmem” diyen Recep Tayyip Erdoğan, bu türden ”yedirmeme” söylemlerini, bir zamanlar seçim öncesi beyaz eşya dağıtan Tunceli Valisi için kullanmıştı, …”Valimizi Baykal’a yedirmem” demişti ve şimdi aynı Erdoğan kendisi için: “Baktılar büyük geldi; dişlerini geçiremiyorlar… Valilerimize, kaymakamlarımıza, polisimize hırlamaya başladılar…,” Erdoğan, MİT’ çi ‘Hakan Fidan’ı yedirmem’, derken, AKP li Akdoğan; “Tayyip Erdoğan’ı kimseye yedirtmeyiz. Yüzyılda çıkan bir liderdir Başbakan. Dönüştürücü, karizmatik liderliği ile. Şu anda böyle başka bir lider de yoktur….” diyerek, AKP’de yaygınlaşan bu ilkel kabile mentalitesinin sistematik hale dönüştüğünü ortaya koydu.
Önceleri Kışla alanlarında biraz daha temkinli olmaya çalışan Erdoğan, bu seferki Askeri şura’da, daha öncekilerden farklı olarak ”yedirtme(me)” kılıcını sallamakta ısrarlı…!
Psikolojik harekatın bir parçası olarak kullanılan bu türden propogandalar tamamen kendi insanları üzerinde etki kurmak ve toplumu mezhep, cemaat, zümre vesayetine entegreye yöneliktir.
Erdoğan’ın, kendisine bağlı olan subayları bile takibe tabii tutması, Sunni mezhepten ve dinci olmadığı bilinen, General olmayan alt rutbeli subayların ailelerinin telefonlarını bile dinlettirmesi, sorunun boyutunu yansıtıyor. Belli ki MİT’in verdiği raporlar, olası bir darbenin ”alt rutbellilerden” geleceği yönündedir. Bu tür darbeler daha acımasızdır. Erdoğan, üstekilleri yedirtmeden, bunları temizlemede kararlı görünüyor.
Vesayet pratikte, “Reşid olmama, akıl maluliyeti, mahkumiyet ehliyeti olmayan kişilerin idaresi ve onların temsil edecek birisinin atanması” anlamına gelmektedir. Cemaat, kabile ve mezhep vesayetine geri dönülen bu aşamada, bakalım kim kimleri yiyecek.
Sunni islam diktatörlüklerinin yaşandığı Pakistan’dan, Suudi Arabistan, Yemen, Katar, Kuveyt, Mısır, Libya, Tunus vs.. Fas’a kadar bütün devletlerde rastlanan mezhep, cemaat, kabile ve zümre vesayetinin inşasına Türkiye’de de hız verildi…Görünürde demokratik olan seçimle gelen ve giden gibi gösterilen AKP rejiminde asıl iktidar hala başka güç odakların elindedir. Seçimle iş başına gelmiş iktidar güç odaklarının risk olarak gördükleri yada beğenmedikleri kararlar alırsa derhal gerekli mekanizmaları harekete geçirirler. Bazen de doğrudan müdahale etmek zorunda kalırlar. ortak yanları yapılan her şeyin ülkenin menfaatleri için olduğunu söylemeleridir. Adeta kendilerini ülkenin gerçek sahipleri olarak görürler. bunun aksini iddia etmek vatan hainliği ile eşdeğerdir.
İslam ülkelerinin çoğunda, afrika ve uzakdoğu ülkelerinde ve maalesef türkiye de vesayet rejimi için örnek olarak verilebilir.
İslam dini, kültürü tamamıyla bir vesayet kültürüdür, Müslümanlarda ki vesayet ruhu kaynağını Kuran’dan alır.
AKP ile tamamıyla bir vesayet rejimine adapte edilen Türkiye’de, yaklaşık 200 yıldan beri süregelen ikilemin yeni bir biçimi yaşanıyor: Osmanlı’da siyaset genellikle tarikat-cemaat mezhep yapılanması üzerinde yürütülürdü. 21. yüzyılda, vesayetçilik buna benzer bir şekil almaya başladı. Tarikat-cemaat, kabile ve mezhepler ipleri yeniden çekmeye başladılar. Bir dönem iktidar olmak için Askeri gücü kullanmak yeterli idi, yeniçerilerin son dönemlerinde bu bir gelenek halini almıştı. Daha ileriki dönemlerde, özellikle Balkan savaşlarından sonra paniğe kapılan komitacı subaylar bu çizgiyi tamamıyla hakim hale getirerek 2000 li yıllara kadar başarıyla sürdürdüler…Her politika mutlaka tersini de yaratır. 1908′ lerden beri güç kaybeden Osmanlıcılar örgütlenerek, kaybettikleri alanları yeniden ele geçirdiler. Şimdi İktidarı almak için cemaatlere dayanmak gerekiyorsa ve de kendilerini ülkenin geleceğini kendi ideolojileri ve inançları doğrultusunda biçimlendirme misyonuyla donanmış gören cemaatler politik iktidar mücadelesine giriyorlarsa, orada modern alnlamda bir demokrasiden ve özgürlüklerden söz etmek güçleşir. Çünkü siyasal kadroların, yöneticilerin, iktidarların özgür iradeleri üzerinde vesayet var: bağlı oldukları ya da iktidar olabilmek için mecbur kaldıkları tarikat-cemaat vesayeti…
Cemaat, tarikat ve kabile kültürünce yönlendirilen R.T. Erdoğan’ın söylemleri bazı deli dolu Osmanli Padişahlarınkini geride bıraktı. Erdoğan’ın Esenboğa Havalimanı’na inerken söylediklerinden..: ”…çökersen sen çökersin borsada benim param yok. Biz spekülatörlere fırsat vermedik yarın da vermeyeceğiz. Eğer yakalarsam ümüğünüzü sıkarız.’
Sözde süper ekonomi yaratmış kişinin ekonomiye yaklaşım şekline bir bakın! Sanki İstanbul borsasından kendisi sorumlu değilmiş de, Kasımpaşa’da çaycılık yapıyor…Bu türden ilkel konuşmalara Afrika’nın kabile devletlerinde bile artık rastlanmıyor! Bu kafayla hangi ekonomi düzeltilir?
Kabile kafalı Milli Görüş militanı Erdoğan:…”Fidan için, “Sır küpüm, devletin sır küpü” ifadesini kullandı.” Erdoğan devamla: ‘…Geçen sene kardeşimi (Hakan Fidan) yakalayıp içeri atacaklardı. Siyasi riskimi aldım, teslim olmaması için bütün adımları attım. Bunu da açıkça burada söylüyorum’ ifadelerini kullandı.
“Polisimi kimseye yedirmem”, polis kuvvetlerini “yürüyün koçlarım, sizi kimseye yedirmem” gazıyla tahrik eden Erdoğan, açık açık iç savaş çağrılarında bulunup, alenen yaşanan polis terörüne sahip çıktı. İşte ruhlarına işkence ve terör işlemiş vahşet ve zulüm polisi böyle ele geçirilir…
Burada sanki Kongo’da bir kabile lideri konuşuyor! MİT ve polisi ele geçirmede zorlanmayan AKP, Vesayetin sadece askeri vesayetten ibaret olmadığını, sivilleşmenin sadece militarizmden bağımsızlaşmak olmadığını, silahlı güçlerin ve istihbaratın kilit bölümlerini kontrol altına almanın alternatif bir vesayetlen de mümkün olabileceğini gösterdi.
AKP, sadece Türkiye Sunniciliğine oynamıyor, Erdoğan kendisini bütün Sunnilerin başı olarak görüyor! Militarist-bürokratik vesayetten kurtulmanın özgür ve demokratik topluma doğru dev bir adım olduğundan en küçük kuşku duymadan, kişinin özgür düşünce ve eylemine sınır koyan her türlü üst iradeden, özellikle de tarikat- cemaat vesayetinden kurtulmadan demokratik bir ülkenin özgür siyasetçileri ve bireyleri olunamaz.
Üstelik günümüzde cemaatlerin uluslararası bağlantıları, hükmettikleri ağların muazzam mali kaynakları hesaba katılırsa, iktidar mücadelesinin boyutları daha iyi kavranabileceği gibi siyasetteki ağırlıklarının tek tek yurttaşlar, bireyler olarak hepimizin özgürlüğünü tehdit ettiği de daha iyi anlaşılır. Askeri mekanizmayı kontrol altına alan AKP’nin otoriter, baskıcı, özgürlükleri yok eden yüzünü, mezhep ve tarikatların takip ettikleri çizgiden bağımsız ele almamak gerekir.
Tarikatlere dayalı dinî cemaatlerin mensupları, müridleri üzerindeki güçleri kuşkusuz laik tarikatlerle-cemaatlerle kıyaslanmayacak kadar güçlü; bu gerçeği teslim etmek gerek. Ama neresinden bakarsanız bakın, her türlü tarikat-cemaat yapısı bireyin iradesinin üstüne ipotek koyar, özgür düşünceyi kısıtlar.
Vesayetçilik, sadece bir devletin halkı üzerinde oluşturduğu bir baskı kültürü değildir. Kimi zaman bunu bir toplum kuruluşu, bir yasadışı örgüt, bazen dini bir cemaat olabilir.
Bu tür vesayet anlayışları, değişik isimler (Örgütlenme, teşkilatlanma, veya cemaatleşme/biat) adı altında tabiileri tarafından kabul edilir. Bu tür vesayetçiliklerin toplumun içselleştirdiği vesayetçiliktir.
Bir vesayet şekli de var ki özellikler az gelişmiş ve gelişmekte olan ülkeleri yön veren vesayetçiliktir.
Soğuk savaş yıllarında uygulanan vesayetçilik anlayışı farklıydı. Ülkemizde ki darbelerin nedeni bu vesayet anlayışı olmuştur. Elbette bunun son örneği 12 eylül 1980 darbesidir.
Akparti 2002 seçimlerinde % 34 gibi bir oranla, İslami ve muhafazakar oyları alarak, ezici bir çoğunlukla işbaşına geldi.
Vesayetçiliyi bir platforma taşıyan cemaatlerin son dönemlerde yapılan icraatlarına baktığımızda kendi vesayet anlayışlarını ilahi bir kılıfa sokarak “kutsal” vesayetçiliğin temellerini atmaya çalışmaktadırlar.
Yani dış devletlerin TC’ nin askeri kanatlarını kullanarak bize dayattığını bu defa cemaat dayatıyor. Bizim kendi kendimizi idareden aciz olduğumuzu, akılsız ve cahil olduğumuzu, bizi bize bırakırlarsa efendilerimizin iradesi dışına çıkarak “tek devlet, tek dil, tek millet, tek ırk ve tek bayrak” anlayış alanından çıkacağımızdan korktukları için kendileri ile dirsek teması olmayanların üzerinde vesayet geliştirmeye ve hizaya sokmaya çalışmaktadırlar. Bu örgütün kuracağı “Sünni Ayetullah vesayet rejimi”, askerin “vesayet” rejimiyle bazı noktalarda farklılık gösterse de özde aynıdır.. “Askeri vesayet” somut bir kurumdur. Ordudur. Başındakiler bellidir. cemaat ise bir “hayalet” örgüttür. Bakın topluma, yalnızca “tek ve ebedi şef” orta yerdedir. Hatta orta yerde bile değil, hiçbir Türk devlet kurumunun eliyle dokunamayacağı uzaklıktadır.
Erdoğan, Özal gibi, vesayetin en kötüsünü inşa ediyor. AKP, Abdülhamid’in pan islamcı politikalarını yeniden canlandırarak, Tanzimat döneminde kalınan noktaya geri döndü. Dinci şöven militanlar başta MİT, Ordu ve polis olmak üzere devletin ana noktalarını ele geçirerek hedeflerine yürüyorlar. Sunni mezhepçi tarikatçı kitleler başta Suudi Arabistan olmak üzere, dünyanın en kötü rejimlerine benzer bir vesayet, yeni tipten bir köleliğe doğru hızla ilerliyorlar…
Mezhep tarikat partisi AKP’nin, ülkeyi yönetebilecek bir vizyon ve kapasiteseye sahip olmadığı artık ortaya çıktı.
Balon gibi şişirilen sözde ekonomi, Suudi, Katar veya Kuveyt kopyalamasıdır. Bu türden diktacı ülkelerde, Sunni Araplar dollarların arasında boğuluyor,ama oralarda kurulan refah ekonomisi kendileri tarafından değil tamamıyla yabancılar tarafından kurulmuştur…Bu ülkelerde yaşayan Araplar’ın katkıları nihildir. Bu parazitlik, A. Gül, Arap bankalarının başında iken, Türkiyeye’de bir model olarak sunuldu. AKP rejimince aynen devralınan, Sunni Arap sisteminin ”porto ekonomisi”, doğası gereği her an tümden sıfırlanabilir. Şu an Türkiye’de ekonomiyi elde tutanlar yabancılardır. AKP, Katar’da ki benzeri zümre gibi sadece rantını yiyor.
Erdogan ve yandaşları, beceriksiz oldukları kadar farklı fikir ve hayat tarzlarına karşı tahammülsüzler… Ülkedeki Alevi ve Hristiyanlar, Erdogan döneminde aşağılandı! Keza; Sünni inancına sahip olmayan müslümanlar da aynı politikadan nasibini aldı. Erdogan, ”herkesin başkanı”olmayı başaramaz. Zaten, dünya görüşü buna izin vermiyor. Temsil ettiği Nakşibendi ve Milli Görüş için Aleviler, laik görüşlüler birer düşmandırlar.
Sevgi ve Saygılarla
Entegrasyon Komitesi İsviçre- Vevey
———————————————————————-
Esin Duran,
Selda Suner,
N. Gök,
Ferdi koçkar
Yeliz seren
Pelin Moda,
Bedri Engin,
Nazmi Dogan,
Sevda Suner
Sezer Aşkın,
H. Datvan,
Salih Demir,
Nizamettin Duran
A. Demir
Melahat Baykara,
ismail çekmez.
Aydin Nizam
Uğur Demir
Ismail B. Cenk,
Tekin Balkic
Selma Altuntaş,
Murat Koç
Filiz Serin,
Nedim Serin,
Vedat Koçak,
Salih Birdal,
Erdal Cömert
Ismail Bulak
Ahmet Meriç
Mustafa Gur,
Hasan Zafer
Bahar Ünsal
Osman B.
Ayse bahar
Metin Maslak
H. Maslak
Dilek Solak
zeynep içkaya
Sevda maslak
Sercan Gezmiş
Aynur Balkaya
İpek Doğan
Nazım Doğan
Murat Doğan
esin erkan
Beyhan erdem
n. erdem
İsmail Deniz
Ayten BARAK
Ugur Birdal
Ahmet Tan
Yıldırım Kongar
Selma Kongar
Birol Aytekin
Hatice Gül
Ibrahim Erkin
Kemal erdem
Rıza Akdemir
Mehmet Coskun
Hüseyin demir
fethi killi
Yeliz Ender
Mustafa Ender
Ugur Basak
Kemal Dektaş
Ayten Ilkdal
Nuri Aktanır
Metin Koc
Sevgi Ender
Burhan Kulakçı
Oğuz Duran
Burcu Kanter
Aysel kanter
Erol kanter
Layla SOLGUN
M. Oktay
Kemal Aktas
Yelda tekinoglu
Orkun Keskin
T. Vural
Oğuz şen
Nur Şen
Ismail çaykara
Burhan Orkal
D. Kahan
Seher Yıldız
Esra akkaya
Mehmet Uzan
Yeliz IŞIK
Seyhan İlknur
Osman Çekiç
esma yıldız
Murat Çetindal
Ali OkyarMusa Tekin
Aslı Birdal
Nazmi Doğan
İnci Gür
L. Okar
Mustafa Karkaya
Omer Aytac
Mürsel Bozkır
Zeynep Şengül
Gülcan Iğsız
Murat Nidar
şemsi Kaya
Ayten Ekşi,
Eda leman
nermin ışıl
D. Polat
Kadir Erdem
Serdar OKTAY
Mehmet Özdemir
Mustafa Erkan
Nuri AKTAS
Emine AKTAS
O. Kadir Ergun
Metin Kurca
Sedat Isiklar
Filiz Bag
Kadir Baskale
Sevim Varlik
Hasan Mesut Akkaya
Necmi Guler
Erhan Isguz
Meral Okur
Bilge Okyaz.
Kemal Koç
L. Mirakoğlu
Oktay Kızılcık
Mehmet Yavuzgil
Erdal Polat
Hüsnü oktay
k. Sankay
Ahmet tekin.
Semra Kaya
Mustafa Çiçek
Kayhan Göçkaya
Erdal Solgun
Mehmet Solgun
Esra Solgun
N. Altik
Oguz Karakış
Leyla Mert
Işık mert
D. Öksüz
Erdem Yılmaz
Ayse Eltan
S. Guner
M. Deniz Ok
Mehmet İnce
Huseyin Cinar
Meltem Cinar
Berk Cinar
L. Demirkaya
Huseyin Çilek
Ayten Irmak
D. Okdere
Ali Uskan
Berdan Temiz.
H. Baskale
Murat Gülay
Esra Gülay
Mustafa Akyol
A. jale Kol
M. Kol
Tamer Oktay
Aslan Burukoglu
I. Demir
Nurettin Akdal
Uzan Kara
ismail Igdır
Ali Serin, Gül Akın, esra Serin
Nuri Şen
Hasan.Y. Balci
Mehmet Yucel
İsmet C. Koray
salih Söğütlü
Nuri Akçay, Gül Akçay, Esra Akçay
Ali Dem. Sarahoğlu
***********************************************************************
TAKSİM’E VE ÇAMLICA’YA CAMİ İSTEMİYORUZ. YENİ SULTANLARA HAYIR!
İMZA KAMPANYASINA KATILALIM…
http://www.change.org/petitions/başbakan-yuksek-bina-yapmayın-demis-peki-ya-camlica
Çamlıca ve Taksim’e kazma vurmanıza rızamız yok, bu sizi ilgilendirmiyor mu? #Camlica – Kampanyaya İmza Ver!
Kampanyaya İmza Ver